Takıntı/ Okb/ Anksiyete Hastalığından Önce ve Sonra Kişiliğim

Öncelikle siz değerli takipçilerimizden yazılarıma ara uzun bir ara verdiğim için özür dilemek istiyorum.
Gerçekten aklıma geldikçe yazmak istediğim çok konu oluyor. Ama zaman zaman inanılmaz bir mesaim oluyor. O yüzden yazı yazmak mümkün olmuyor. Ancak, günü birlik yorumları ve sitenin istatistiklerini kontrol ediyorum o kadar.

Birazda sitemin iç ayarlarıyla şu sıralar biraz fazla vakit harcadım. O da yazı yazamama ek bir faktör oldu. Bu kapsamda artık sitemizi ingilizce olarak da izlenebilir hale getirme çabalarım var. Bunlar dediğim gibi beni sitenin esas amacı olan yazılarla insanları bilgilendirme yönteminden geçici de olsa uzaklaştırıyor.

Bir çok kişi takıntı hastalığına yakalandığı için inanılmaz acılar çeker. Çektiği acılar esnasında artık bu hayatın tadının eskisi gibi kalmadığını ve yaşamaktan zevk almadığını sık sık söyler. Çünkü bir çok takıntı hastasının da düşündüğü gibi bu hastalık kriz anında “ölümcül bir hastalığa yakanlansaydım daha iyiydi” dedirtebilecek kadar insanı kendinden ve hastalığından bezdirir maalesef.

Bu bütün anksiyete- obsesyon (ve anksiyete) hastalığına düçar olmuş hastaların zaman zaman yaşadığı bir psikolojidir. Ama bu size bir soru sorarak mevzuya biraz da kendimin de sonradan görmek zorunda kaldığı gibi tersten bakmak istiyorum. Siz obsesif kompulsif davranış bozukluğu yaşayabaşladıktan önceki ve sonraki kişilik yapınızı ve insani değerlerinizi karşılaştırır mısınız?

Takıntı hastalığından önceki kendimi hatırlıyorum. Tamamen imaj eksenli, ben merkezli, varlıkları ve dünyayı gerçeğiyle algılamaktan uzak, bilgi yığını ama içselleşmiş bir felsefeden mahrum, kendi düşüncelerini çok önemli sanan, başkalarını anlamaktan uzak, materyalleri ve vasıtaları amaçtan ve esastan önemli gören, ruhsal bir çekime kapılmamış, boş bir insandım. Belki kötülük yapmak istemezdim ama bu kaygılarım arasında çok sayıda hata ve sıkıntı oluşturan bir insandım.

Egom çok önemliydi. İnsanların bana edeceği iki çift güzel söz benim hayatımın en değerli şeyiydi. Kendi doğrularım yoktu. Ve daha bunun gibi bir sürü şey.

Ve derken obsesif afet gelip bir gün hayatımı bir felakete çevirdi. Her şeyi elimden alıp gitti. Aslında bana ait olmayan her şeyi alıp gitti. Canımı yaka yaka, başımı yerlere sürte sürte hayat olan bütün gerçekliğini öğretmeye başladı. Hayat öyle benim hayalini kurduğum gibi boş bir imajdan ibaret değilmiş. İçinde acı varmış, içinde gözyaşı varmış, içinde hayal kırıklıkları varmış, içinde ruhu olan, ruhu olmayana yer olmayan bir dünya daha varmış. Boş tutkular ve karşılığı olmayan beklentiler için hayat çok doluymuş.

Sonrasında devam eden bir sessizlik, hayatı yeniden değerlendirme, obsesif sonrası dinginlik- belirsizlik- anlamsızlık- kararsızlık süreci oldu. Hayatın bize öğretilenin ve dikte edilenin aksine süpermen olmadığımızı anladığımız bir şaşkınlık süreci idi bu. Şaşkınlığım okul sıralarından hayat duvarlarına sık sık bakışımla, kapalı aile fanusumdan açık toplum hayatına daha dikkatli bakmaya başlamamla daha da arttı.

Sonuçta bu hayatta kendimin boş bir hayalden öte bir şey olmadığımı anladım. Hayatın bensiz de devam ettiğini, hayatın karmaşasında varlığımın hiç bir dışsal anlam ifade etmediğini gördüm. Yani varsın yoksun fark etmiyormuş aslında.

Sonrasında, bir toparlanma süreci yaşadım. Ufak şeylerin değerini anlamaya başladım. Bir yudum su. Ne kadar da muhteşemdi. Ne kadar da ışıl ışıldı. Bir lokma ekmek. Denizin dalgası. Aman Allahım bu kocaman su, derinlik sonsuzluk ne kadar da büyüktü. Bu zamana kadar onun üzerinden bazı kelime oyunları ile bir portre çıkarıyormuşum. Ama o var olan bir devdi. Ben ise bütün acizliğimle kainatın içinde kayboluyordum.

Obsesiflik sonrası, durgunluk garip bir içsel hareketliliğe, ruhsal bir arayışa dönüştü. Bende var olduğunu düşündüğüm, duyguların asıl nüshaları ile karşılaşmaya başladım. Bir çocuk gülümsemeye başladı uzaktan en kırılgan bakışları ile, bir fakir içimi acıtmaya başladı silinip gittiği yeryüzünde ve gözyaşlarım bana esas vazifesinin acı ile değil duygu derinliğinin görüldüğü noktada başladığını anlattı.

Bütün imajlar silinip yeryüzünden birer birer gerçeklikler yerini aldı.

Ve işin en garibi de obsesif kompulsif davranış bozukluğuna yakalanmasaydım. Şu an ben her ne kadar kötü niyetli olmasa bile kötülükler üreten bir insan olacaktım. (İnşallah şu anda da öyle değilimdir)

Evet sevgili dostlar, bu dünyada yaşadığımız her derdin ve hastalığın bize kattığı bir ruhsal, kişisel kazanç vardır. Zorluklar insanı olgunlaştırarak, yaşıtlarına göre daha ayakları yere basan hayat algılamaları oluşturuyor. Bunlar çok kez Allah tarafından bizim yoldan çıkmalarımıza verilmiş düzeltmeler oluyor. Hatta yoldan çıkmadan alınmış tedbirler oluyor. Obsesif kompulsif davranış bozukluğu ve anksiyete bozukluklarının da hayatımıza çok şeyler kattıgını, bizde bir derinlik oluşturduğunu unutmayın. Yaratan da bu hastalığı boş yere yaratmamış oluşma sebepleri ile, oluşturtuğu sonuçlar ile; bu hastalık bir aşama. Aşmasını bilenlere.

Son olarak kıyamet günü insanlar, gidecekleri mekanlara göre fırka fırka ayrılırlar. Cennete gidecek bir fırkadaki insanlar da dünya hayatı boyunca hastalık çekip, bu hastalığından dolayı sabır gösterenler olacak. Gösterdikleri sabır yanı sıra tüm olumlu davranışları da bu kapsamda düşünmek gerekir. Hastalıkların insanı olgunlaştırması gibi. Umarız biz de olgunlaşan, daha çok güzelleşen insanlardan oluruz. Tüm çabamız bu yönde başarabiliyor muyum şüphelerim var.

Hastalığı fiziksel bir mücadele aracı olmaktan çok ruhsal bir gelişim aracı olarak görmek bence çok daha doğru olur sanırım. Bunlar bendeki anksiyete- obsesyon (ve anksiyete) öncesi ve sonrası değişikliklerdi. Sizlerde neler oldu acaba. Fİziksel olarak sormuyorum. Fiziksel olaraka hep eksi yönde gidiş var bu malum. Unutkanlıklar, sinirlilik halleri vs. Ama ruhsal olarak, kişisel olarak neler oldu sizlere? Cevabınızı merakla bekliyorum. Görüşmek umuduyla.

Yasal Uyarı: Doktora reçete ettirmeden ve doktordan kullanım özelliklerini öğrenmeden ilaç kullanmayınız. Bitkisel ilaçları tıbbi ilaçlarla kullanmadan önce doktorunuza danışınız. Yukarıda ve bu sitede yer alan bilgiler site yöneticisinin ve ziyaretçilerin sadece şahsi tecrübeleri ve kendi fikirleridir. Bilimsel olarak ispatlanmamışlardır. Burada yer alan bilgiler hatalı, güncelliğini yitirmiş olabilir. Size uygun gelen bilgileri psikiyatristinize/ psikologunuza- doktorunuza danışmadan uygulamayınız. Okuyucularımızın bu siteden öğrendiklerinizi uygulamalarından kaynaklı ve bu sitede yer alan bilgilerden kaynaklı sorunlarda yasal sorumluluk kabul edilmez. Yazılar sadece bilgi amaçlıdır.

Comments

comments

Takıntı/ Okb/ Anksiyete Hastalığından Önce ve Sonra Kişiliğim” üzerine 19 yorum

  1. Bende takintiliyim yaklaşık 9 yıldır ve kişiliğim tamamen değişti içi boş bir insan olarak yaşıyorum ve saklanarak gizlenerek ve benim takintim o kadar değişik ki anlatamam ben küçükken yaz tatili için gittiğimiz annemin köyünde ekmek almaya giderken benden çok büyük bir çocuk tarafından korkutuldum meğerse köyün deli bir cocuguymus beni çok korkuttu ve utandirdi kendimi cok çaresiz hissettim ve ogunden sonra herşey beni korkutmaya başladı hayatımda sokağa çıktığım her dakika bir hem kiz olarak adamlara kötü bakamya başlamıştım otobuste yolda heryerde kaslarim catik tetikte dururdum çünkü bakımlı güzel giyinen biriydim herneyse yıllar geçti bu şekilde 20 yaşından sonra üniversiteye gitmiyordum çalışıyordum ve arkadaşlarımla çok kavga ediyorduk hergün ağlıyor kendimi mahvediyordum herşeye olumsuz bakıyor kendimi sevmiyordum.

  2. Ne yapsam kurtulamıyorum bu lanet hastalıktan 2 sene oldu ve gittikçe artıyo bu yazıları okuyunca rahatlar gibi oluyorum ve sonra yazı hakkında bile obsesyonlar oluşuyo yazılarda fayda etmiyo hobilerin bile bi faydası yok çunku hobiyi gerçekleştirirken bile aklıma geliyo hiç bi çıkış yolu bulamıyorum lutfen yardımcı olun

    1. Obsesyonun oluşmasındaki dış faktörler konusundaki yazımı okursanız. Benzer şeylerden bahsettiğimizi göreceksiniz.

  3. Merhaba,
    bir konu hakkında danışmak istiyorum mutlaka faydalı bir bilgi alabilirim diye düşünüyorum. Bende insanların şahsıma karşı yaptıkları nezaketsizliklere karşı felaket derecede kafaya takma durumu var. genelde ani tepkiler vermiyorum yada veremiyorum(bu konuda Paxil adındaki ilaç tavsiyeniz içinde teşekkür ederim). Ancak sonrasında içim içimi yiyor, öfkeden çeşitli obsesyon atakları geçiriyorum düşüne düşüne. Genelde işim gereği yada oturduğum çevreden de olabilir, cahil insanlarla çok sık karşılaştığım yada muhatap olduğum için, bu tarz insanlar düşünceme yada haklarıma saygısızca davrandıkları zaman bir anlamda gol yemiş gibi oluyorum. Halbuki bu tarz şeyleri gündelik hayatta herkes yaşıyor, okumuş insanlardan tutun değerli şahsiyetler bile cahil zihniyetli yada egoist kişiler tarafından laf yiyor, fakat bu derece kafalarına taktıklarını zannetmiyorum. Bende ise sırf bu sıkıntı atakları bağırsağıma vurdu ve ülser başlangıcı söz konusu oldu, psikolojik sıkıntım git gide arttığından dolayı ülser rahatsızlığımda çok ciddi derecelere vardı (kolonoskopi çekimleri, boyalı film çekimleri yapıldı vs.. ).

    Öneriniz sonrasında Paxil ile alakalı yazınızı okuyunca içim ümitle doldu. Gel gelelim ekşisözlük te bazı insanların yan tesirler üzerine (abartılı) yazılarını okuduğum zaman hayal kırıklığına uğradım ve doktora yazdırmaya cesaret edemedim. Çünkü bir defa başlandığı zaman bırakması çok çok zormuş.

    Sizce ben ilaç kullanmadan, ne tür bir yol izleyerek bu sıkıntıyı aşabilirim? Kafamda bu olayı nasıl bitirebilirim?

    Daha önce, hızlı tepki vermeler tartışmalar, seviyesiz insanları lafla bastırmalar üzerine çok uğraştım kendimce metodlar geliştirdim çoğu noktada da başarılı oldum ama, yapımda bu tarz şeyler olmadığı için ruhen yorulmaya başladım.anlamsız geliyor bir yerde. Ve sorun tekrar ortaya çıkıyor olumsuzluklarla karşılaşınca. Her sorunu aştım bu sorunu aşamadım, nereden nasıl kaynaklandığını anlayamadım. Tek anlayabildiğim, saygısızlık yapılmasından son derece nefret ettiğim.

    Yardımcı olursanız yol gösterirseniz çok sevinirim, iyi çalışmalar dilerim.

    1. Merhaba.

      Yaşadığınız sorunun aynısını benim de yaşadığımdan bahsetmiştim galiba. İlaç konusunda şunları söylemek istiyorum. Öncelikle ilaç kullanmamak en iyisi bu doğru karar. Ne zamana kadar ilaçla yaşayabiliriz ki. Ama hayat böyle de geçmiyor ve hastalıklarımız artıyorsa ilaç kaçınılmaz olabilir. Fayda zarar hesabını iyi yapmak lazım. İkincisi bu ilacı bırakmanın zor olduğu koca bir yalandır. Böyle bir şey yok.
      Ama en iyisinin ilaç kullanmak olmadığını düşündüğümüzde, sizin için internette tekrar o ürünü araştırdım. Eskiden farklı bir adla üretiliyordu ama aksu vitalin avicienna bay/bayan macunu olarak adı değişmiş sanıyorum. O macunu kullanın. Benim sinir sistemimi çok istediğim gibi tepkisel hale getirmişti. Sabahları aç karnına almıştım. Ama bana faydası oldu diye size de olacak diye bir şey yok.
      Sonuçta sizi size anlatmam gerekirse, bu sizin biyolojik gerçeğiniz. Olayları benim gibi anlık olarak hissedemiyorsunuz. Bu sinirsel bir durum. Yani “ANI YAŞAYAMIYORSUNUZ” bu bir bilinç değişimini gerektirir. Bilinç değişimi de biyolojik gerçeklerinizi ne kadar aşabilir o da tartışmalı.
      Ama gerektiğinde öfkelenmek insanın kendisine ve çevresinin insana olan saygısını çok artıran bir şey. İnsanların anladığı dil de bu zaten. İnsanların insani değerlerinin pek olmadığı günümüzde, tepkisel olmak zorundayız. Siz en iyisi dediğim macunu olmazsa one a day bayansınız galiba womeni kullanın. One a dayi eczanelerde bulabilirsiniz. Piyasada başka firmalar da onun yerine almış olabilir. Deneyin hiç bir olmaz ve mutlu da olmazsanız artık ilaç konusunu o zaman düşüne bilirsiniz.
      Deneyin sonucu mutlaka buraya yazın. Başka aynı dertte olan insanların da insan olmayan insanlarla mücadeleye ihtiyacı var.

    2. merhaba yorumların yeri değiştiği için yorumumu ancak bulabildim. bu arada bayan değilim ancak dediğiniz Aksu vital – Avicenna macun ürününü derhal kullanıp deneyeceğim tavsiyeniz için teşekkür ederim. 1 kür alacağım ve bitirince buraya sonucu yazacağım. umarım faydasını görürüm, ve birçok insana da örnek teşkil eder böylece.

      Aslında biyolojik yapım böyle değil, yani küçük-genç yaşlarda iken ani reaksiyon veren saldırgan bir kişiliğim vardı (başak burcu olmamdan olsa gerek), ani tepkilerim tartışmalardaki reflekslerim harika idi.
      ama obsesyon rahatsızlığım hep vardı. sadece ufak tefek sorunlarla kendisini gösteriyordu.

      sonrasında tramva sebebiyle nörolojik bir sorun yaşadım, birkaç defa büyü gibi sıkıntılı durumlar ve sosyal sorunlarla da karşılaşınca, tuzu biberi oldu ve bu haldeyim.

      Ama herşeyde bir hayır var, hayatın çeşitli hallerini bir ömürde gördüm yaşadım. Sizin bu makalenizde de yazmış olduğunuz gibi ben de hayatı boş bir imaj gibi yaşıyordum tam frekansında yaşayamıyordum. o sebeple bu rahatsızlığı ben de ilahi bir müdahale olarak görüyorum. ancak bizim gibi makul insanları olgunlaştırırken, bazı kendini bilmezleri de can sıkıcı birer pislik haline getiren bir rahatsızlık.

    3. yanlış anlaşılmasın lütfen, iş ortamlarında karşımıza çıkan ve işleri zorlaştıran, hayatı bizler için çekilmez hale getiren ve tedavi yolunu aramayan kendisini sorunlu bile görmeyen , rahatsızlığının faturasını başkalarına kesen kendi menfaatlerine gelince hiç te obsesif olmayan şahıslar için söylemiş bulundum..

  4. teşekkürler. acizane kurabildiğim tek bağlantı şu, o tarzöfkenin sebebi, zamanında imkan varken söylenmemiş ve yapılmamış davranışlar için kişinin kendi kendine kızması+pişmanlıklar..

    bunu ortaya çıkartan iki nokta olduğunu düşünüyorum;

    insanoğlu baskı olmadığı takdirde kendisini rahat hissedeceği şekilde davranır. örneğin birisi tarafından hakarete uğruyorsa ve karşı hakaret edip deşarj olmamak için bir sebebi yoksa bunu mutlaka ve mutlaka rahat hissettiği şekilde yapar. hatta sağlıklı birey bunu düşünmeden otomatik yapar. bunu sağlıklı her birey karakter yapısının izin verdiği ölçüde bir noktadan sonra dışarı yansıtır.

    1) ancak günlük rutin takıntılı düşünceler sebebiyle kafası dolu ve yorgun olan bir kişi, butarz bir karşı saldırıda bulunamaz. ve yapılanları sonradan kafasında analiz ederek gol yediğini anlar.

    2)bir de (benim gibi) nezaket yada çekingenlik gibi problemi olan insanlar da söylemek istediklerini ortada somut sebepler yok iken söyleyemez, yapamazlar. sonrasında doğal olarak egolarının canlarını acıtması sebebiyle pişman olurlar.

    umarım şahsi tespitlerimde doğruluk payı vardır, ve araştırmalarımızda bir arpa boyu daha ilerleyebiliriz. çünkü akademik araştırmacıların ve kaynakların, bu konuda çok fazla yol katedebileceklerini düşünmüyorum. bu rahatsızlığı ancak ve ancak biz yaşayanlar çözebilir ve savunma sistemi modeli geliştirebiliriz.

    1. Merhaba.
      Şimdi ne demek istediğinizi anladım. Bu yorum yeterince açıklayıcı olmuş. Demek istediğiniz şeyleri biraz da ben desteklemek istiyorum. Öncelikle yorumuz çok aydınlatıcı teşekkür ederim.

      Aynen dediğiniz gibi ben de çok zaman vermem gereken bir tepkiyi anında pratik cevaplı olmadığımdan bu belki de obsesiflerin bir özelliği veya algılarım çok açık olmadığından tepkimi zamanında veremeyip kendimi sonradan sonraya çok yemiş, hatta bir bahaneyle gidip sonradan kızdığım insanla kavga ettiğim çok olmuştur.
      Bu benim de tahammül edemediğim bir durum gerçekten. Haklı iken ukala ve afedersiniz karaktersiz bir insanın sizi insanların yanında zor durumda bırakması tahammül edilemez bir şey.

      Bu durum en temelde bizim obsesyon yaşayan veya anksiyete yaşayan insanlar olarak hayatın frekansını yakalayamamamız ve hayatın nabzını tutamamızdan kaynaklı. Çünkü biz bu hayatın içinde değil kenarında bir yerde yaşıyoruz. Akan suyu elimizle, yüreğimizle tutmuyor, gözümüzle görüyor. Kişileri içimizde değil, sanal olarak beynimizde yaşıyoruz. Bu işin psikolojik boyutu.

      Fakat bu sorunun da çözümünü bulduk Allaha şükür. Sonuçta beynimi ve kişiliğimi değiştirebilecek durumda değilim. Ancak akik taşı yazımda da belirttiğim üzere akik taşı kişinin algılamasını artırıyor. Bu bir. Paxil yazımda da belirttiğim üzere paxil kişiyi çok daha hayata konsantre hale getirip, tepkilerini çok güçlendiriyor. Bu iki. Aksu vitalin bir karışımı vardı. İsmini hatırlamıyorum. Sinir sistemini ve düşünce refleksini inanılmaz artırıyor. Bu üç.

      Kişiliğimiz büyük oranda sinir sistemi ve beynimizden etkilendiğine ve beynimiz de maddi bir şey olduğuna göre, çözümü maddi bir şey olmalı diye düşünüyorum. Bu anlamda.

  5. Sayın yönetici yazılarınız fevkalade ve şunu söylemek istiyorum yaşadığınız tüm sürecin aynısını başından sonuna aynısırada yaşadım ve benzer tespitlerde bulundum. Ancak hala çözemediğim parapsikolojik bir konu var fikrinize de ihtiyacım var. OKB rahatsızlığının büyü yapılan kişilerde ortaya çıkması yada tetiklemesi yada obsesif kompulsif bozuklukları arttırması gibi bir ihtimal varmı sizce?
    çünkü kişilerde bu hastalığın başlama sebebi henüz bilinmiyor. diye duydum.

    1. Teşekkür ederim. Sizin de güzel yorumlarınız oluyor. Dikkatle okuyorum. OKBnin başlangıcını toplumumuzda genellikle vesvese sonradan dini obsesyon derken diğer obsesyonlar ve nihayetinde kompulsiyonlar olarak değerlendirdiğimi bir yazımda belirtmiştim. Ama farklı örneklerde var tabii ki. Büyü konusu ise başlı başına ayrı değerlendirilmesi gereken bir konu. Büyü vardır ve gerçektir. Bunu dinimiz kabul etmiştir. Parapsikolojik konularda ben daha çok şeytan ve biyoenerji konuları üzerinde düşünmekteyim. Büyü ile şizofreni benzeri bazı rahatsızlıklara yakalanan insanları çevremde gördüm. Bu insanlar bir günde birden olmayan şeylerden bahsetmeye başladılar. Korkutucu hikayeler anlatıyorlardı. Belki de hikayeleri doğruydu belki de büyünün etkisiyle hayal görüyorlardı. Bunu bilemeyiz. Büyü bozdurmak için hoca hoca gezdiklerini biliyorum. Yıllarca çözüm bulamayanı da başladığı gibi ansızın bitenleri de gördüm. Bir kardeşimde böyle bir şey oldu. Bir günde başladı bir günde nerdeyse bitti. Tespit daha çok şizofreniye benziyordu.

      Obsesyon konusunda ise doğa üstü varlıkların kişinin algılamaları üzerinde bir etkisi olduğunu değerlendirmiyorum. Çünkü algılamalarımızın bozuk olduğunu biliyoruz. Yanlış olan bir şey yok. Yanlış olan bizim kimyamız daha çok. İrade yetersizliği, güvensizlik, kaygı seviyesi. Bilim bunu net olarak ortaya koymuş. Ama bu benim şahsi düşüncem sizin de tespitleriniz varsa lütfen buraya yazın. Tespitlerinizi merak ediyorum.

    2. Çok teşekkür ederim. inanın son zamanlarda o kadar fikir ve duygu analizi yapar oldum ki, artık tam da yaptığımın yanlış olduğu fikrine kapılacakken sitenize rastgeldim ve doğru yolda olduğumu anladım. insanın kendini tanıması kadar güzel birşey yok..bilakis esas ben sizden çok şey öğrendim.

      Şöyle açıklamak isterim;
      Büyüler tür bakımından kültürden kültüre farklılık gösterse de hemen hepsinin temelinde Allah’a şirk koşmak olduğu için şeytan bu konuda kötülere elinden gelen yardımı yapıyor.

      En iyi olasılıktan bahsedersek, büyü yapılan mağdur bir vatandaş, kendisini bir şekilde koruyorsa, yani ibadetlerini boşluk olmadan yerine getirip, dua muska vb yolla korunup, sosyal açıdan da tedbirlerini alıyorsa (komşu ve akrabalarının elinden yemek yememek, evine kimseyi sokmamak gibi), yapılan büyü kendisine ve davranışlarına tesir etmese bile, çevresindeki insanlara eşine dostuna arkadaşlarına yada sıklıkla etkileşimde bulunduğu tüm insanlara etki edip o kişinin yakasını bırakmayabiliyor. Bu durumda kişinin aklı tamamen duru olduğu halde karşısındaki muhatap olduğu insanlar o kişiyi ezik bir pislik, cahil basit bir insan gibi adeta çok afedersiniz köpek gibi görüyorlar ve o seviyede itibar gösteriyorlar, her fırsatta iç güdüsel olarak haksız yere itip kakıp horluyorlar. hakkettiği saygıyı göstermiyorlar. (çünkü muhatap olduğu şahıslar korunmuyorlar diye varsayıyorum)

      En sağlıklı insan bile bunu 1 sene boyunca yaşasa, öz güveni yerlerde sürünür. (Çünkü makul seviyelerde “saygı” her insanın psikolojik açıdan sürekli ihtiyacıdır). Yetersizlik hissi, ve diğer kaygılar baş göstermeye başlar. Zaten bu hisler de obsesif duyguların temelini oluşturduğu için, zamanla takıntılı alışkanlıklar kazanabilir yada takıntılı tercihler yapabilir. Zaten günümüzde her insanın psikolojisinin pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğini kabul edersek, bu anlattıklarımın gerçekleşmesi çok ta zor olmayacaktır. malesef bunu aynen anlattığım şekilde yaşadım ve bunu yaşayan özgüveni kırılan ve depresyona giren ancak takıntılı döngülere hiç girmeden kurtulan birisini de tanıyorum.

      Bu aile arasında yayılma hususundaki görüşümü, küçük çocukların -saygı duydukları- ebeveyinlerini ve davranışlarını taklit etme davranışlarına bağlıyorum. Bana göre, mantıklı bir çıkar beklentisine tutundurulmayan her davranış, zehirli bir davranıştır. bilimsel olarak ta açıklanamayacak olan bir davranıştır. bireyin eğlilimi de var ise mutlaka okb yi de arttıracaktır..
      Ucuz bir örnek verebiliyorum ancak, sabun köpüğündeki odacıkların mikropları bir defada trilyonlarca köpük hücresine hapsettiğini bilen bir çocuk ailesinden edindiği bir alışkanlıkla her tuvaletten sonra elini garanti olsun diye 6 defa sabunluyor ise… kendi muhakeme ve yorumlama mekanizmasına zarar veriyor demektir. bir de bilinç altı bu yanlışın farkında ise kim bilir kaç farklı aptal kompleks üretir, Allah bilir.

      Aslında ilk okulda mantık ve felsefe gibi dersler matematiğe parelel olarak temelden işlenmeye başlansaydı bireyler zamanla ortaya çıkan bu sıkıntıyla daha kolay mücadele edebilirlerdi. Benim fi tarihinde, matematik yeteneğim mükemmel iken okb başlangıcı sonrasında yavaş yavaş köreldi. iyileşme sürecinde tekrar geri geldi. öyleyse ters orantı vardır diye düşünüyorum. sizce de varmıdır?

      Antr parantez, konuyu dağıtmadan birşey daha söylemek istiyorum. okb illeti -dediğiniz üzere- tamamen beyindeki kimyasalların bozuk olmasından kaynaklansa da, bu bahsettiğim büyü vs gibi garip durumların yanı sıra, baz istasyonlarının etkisinden tutun birçok şeyden biraz biraz, örneğin astrolojik durumlardan bile etkilendiğini düşünüyorum. Başak burcunda olanların “Merkür Retrosu” yani geri dönmesi durumundan ne derece etkilenip o dönemlerde hayatlarında ne derece saçma sapan olayların olduğunu buna bağlıyorum. Eğer kurtuluş savaşı sırasında osmanlı yıldızname ve astroloji araştırmaları yok edilmeseydi, bugün bu konuda gerçekten muazzam bilgiler edinebilirdik.

      Yazım bu kadar uzun olmamalıydı sanırım, umarım kusuruma bakmazsınız. anlatmak istediğimi özetleyince eksik anlatmışım gibi hissediyorum.

    3. Yorumlarınız mutluluk ve tebessümle okudum.
      Çok güzel ve iyi düşünülmüş. Eğer bir konu temelinde yazı yazmak isterseniz ana sayfada ayrı bir yazı olarak yayımlayabilirim. Bu hakkınız her zaman saklı. Tek yapmanız gereken en üstte yer alan yazı önerileri doldurmak. Yorumlarınız için teşükkürler.

  6. Sayın yönetici yazınız gerçekten çok güzel olmuş. İtiraf etmem gerekirse bir anda sizi yakın bir dostummuş gibi hissettim ve yazınız benimle konuşma aracı gibi geldi. Ben de bir okb hastasıyım ve yaklaşık 3 senedir onunla beraber yaşıyorum. hayatımı özellikle ilk başlarında mahvetti ama daha sonra hep kendimin doğmak için öldüğü bir süreç olarak kabul ettim bu durumu. Henüz iyileşme sürecim bitmiş değil. Sanırım bazı durumlar iyileşmemi engelliyor; yine de eskisinden çok iyiyim. Bu sürecin bana kattıkları sizinkine benzer şeyler. Ama her nasılsa bende sinir yapması gerekirken bir yerde sinirime hakim olmayı da öğretti. Daha temkinli ve fevrilikten uzak düşünceler kurmama yardım etti. Tabii ki benden aldıkları olmadı değil, ama yeniden doğmanın bedeli ölmek, yani doğmak için ölmek. Umarım okb hastalığı olan arkadaşlarımda acının büyüklüğünün kendilerine kattıklarını gizlemesine izin vermezler ki böylece bu süreci hem hızlı hemde kazançlı atlatırlar. Selametle

  7. tşk ederim yorumlarımı beğenmenize sevindim. sorunlarımız, bulabildiğim çözümler içerikli, genel bir yazı olacak sanırım değil mi. inşallah yazmaya çalışacağım sayın yönetici.iyi günler

  8. sayın yönetici yazınız harika çok beğendim.bendeki değişimler de sizdeki gibi aynı şeyler. yani hayata laylaylom bakmıyorsun artık.önceden mutluluk peşinde koşardım. bu dertler olmasaydı dine de büyük ihtimalle dönüş yapmayacaktım doğru dürüst. Aklımızı başımıza aldıran dertler bunlar. derler ya sabrın başı sirkeden acı sonu baldan tatlıdır diye.bu bir aşama dediğiniz gibi aşmasını bilene ama. maşallah sabrınıza hayranım.ilminize de. hayatı ne güzel değerlendirerek yaşıyorsunuz. ilim içinde.en güzelini yaparak. üyelilik işlemimin geçen çözüldüğünü söylemiştiniz dediğiniz aşamaları yaparak tekrar girdim ama olmuyor misafir olarak girebiliyorum bilginiz olsun diye söyledim sadece. hayırlı günler…

    1. Merhaba birkull.
      Öncelikle üyelik paneli ile ilgili sitemizde bir sorunumuz var. Bu bir aydır devam ediyor. Bu sorunu çözmek için biraz çalışmak gerekiyor. Daha önceki denemelerim başarısız oldu. Ama çözülemeyecek bir sorun değil. Hata bizde farkındayız. Önümüzdeki günlerde ilgilenerek çözeceğim inşallah.
      Birkull hanım. Gerçekten yorumlarınız benim sitemize olan bağlılılımı artırıyor. Anlaşılmak güzel bir duygu. Sizden bir yazı bekliyorum demiştim. Siz de kabul etmiştiniz. Gerçekten hissettiğiniz bir zaman, hiç acelesi yok. Mailime yazınızı atarsanız, gramer düzeltmelerini yapıp memnuniyetle yazınızı tamamlarım.

Bir Cevap Yazın