Psikilojik Rahatsızlıklarda (Depresyon, OKB, Panik Atak ve Anksiyete vb.) Psikolog veya Psikiyatrist Seçimi

Öncelikle üzerinde yazacağım bu konu aslında bütün psikolojik rahatsızlıkları ilgilendiriyor. Depresyon, şizofreni, panik atak, major- manik depresyonlar, bütün fobi çeşitleri, yaygın anksiyete bozukluğu, nöroloji ile doğrudan ilgili psikolojik rahatsızlıklar, travma sonrası stres bozukluğu ve sevgili obsesif kompulsif davranış bozukluğu hastaları (sitemizin hastalarını unutmayalım)

Hayatın var olan sorunları, işsizlik, trafik, geçim sıkıntısı, sağlık sorunları, hayattaki umduklarımız ve bulamadıklarımız, hüsranlarımız derken bir de başımıza psikolojik sorunlarımız dert olmuş durumda. Bazılarımız psikolojik sorunlarımızın çaresini önce kendi çabalarımızla internetten araştırıp öğrendiğimiz kadarıyla bulmaya çalışıyoruz. Bazılarımız bitkisel kürlerle çareler arıyoruz. Sonra bazılarımız internette satılan bitkisel antidepresan tabletlerle çözüm arıyoruz.

Bazılarımız ise mahalledeki hocalardan sorunun çözümüne uğraşıyor, bazılarımız kendi kendimize iyi olduğumuzu söyleyerek derdimizi iyileştirmeye çabalıyor, bazılarımız faydalı olduğunu duyduğumuz bazı ilaçları doktora bile sormadan eczane tezgalarından alıyoruz.

Ancak bu yukarıda bahsettiğimiz bazılarımızın da sonradan büyük bir kısmı ve yukarıda saymadığım büyük bir çoğunluk da psiklojik sorunumuz her neyse onun çözümü için psikolog veya psikiyatriste gidiyoruz. Bir kısmımız da psikoloğa gidiyoruz.

Niye psikologa gidilir niye psikiyatriste gidilir farkını bilmeden gidiyoruz. Hiç bir doktor da ayağına gelmiş hastaya sen git ben senden gelecek parayı almam demiyor tabii ki (Hakkını yemeyelim bazen çıkıyor)

Şimdi önce kavramları açıklayalım: Psikolog nedir? Psikiyatrist nedir? Psikiloglar üniversitelerin fen ve edebiyat fakültelerinde dörtyıl okuyarak psikoloji eğitimi alan insanlardır ve psikologlar kesinlikle doktor değillerdir. İlaç yazma yetkileri yoktur. Bazıları bu yetkileri olmamasına rağmen ilaç yazarlar bir kılıfına uydurup. Psikiloglar aslında danışmanlardır. Sorununuzu dinleyen ve ona göre size kişisel tavsiyelerde bulunan insanlardır.

Psikiyatrist ise üniversitelerin tıp fakültesinde 6 yıl okuduktan sonra, üzerine bir de tus sınavına girip başarılı olması halinde 5 yıl daha ilaveten psikiyatri uzmanlık eğitimi alan doktorlardır. Psikiyatristler kesinlikle doktordur. En güçlü yeşil reçete ilaçları bile bir kalemde yazabilirler.

Etkinliklerini ve iş yapma tarzını karşılaştıracak olursak; psikologlar size davranış terapisi uygulayarak sizinle konuşarak, gerektiğinde çevrenizdekilerle konuşarak sorunları bulup ona göre çözümler üretmeye çalışırlar. Ağır vakalara müdahale etme şansları zayıftır. Çünkü hastanın psikolojik şartlarından dolayı ilaç kullanması gerekiyorsa, ilaç vs. yazamazlar. Böyle durumdaki hastaları psikiyatriste yönlendirmeleri gerekir.

Psikiyatristler ise, aldıkları eğitimin bir sonucu olarak hastaya ilaç yazma eğiliminde olabilirler. Konuşma ve sosyal sorunları, sorunların alt yapısını araştırarak çözüm üretimi yeteri kadar yapamayabilirler. Bunun için ayrı bir psikoterapi eğitimi almaları gerekir ki bu da zahmetli bir iştir. Zaten onlarca yılı okuyarak geçmiştir.

Tedavi şekillerini bir örnekle açıklayalım. Örneğin eşiyle sorunları olduğu için tedavi olmak isteyen bir ev hanımını düşünelim. Psikoloğa
giderse psikolog onunla eşi arasındaki ilişkideki sorunları tespit etmeye çalışıp tavsiyelerde bulunup davranış değişikliği oluşturmaya çalışacaktır. Ama psikiyatriste gittiğinde psikiyatrist sorunu genellikle kısaca dinleyip, ona uygun bir depresyon ilacı yazacaktır.
Psikoterapi eğitimi almış bir psikiyatriste giderse o zaman da hem davranış terapisi görecek hem de ilaç yazılabilecektir.

Bu arada şunu hatırlatmakta fayda var. Ağır psikiyatrik vakalarda, şizofreni ve intihar düşüncesi olan depresyon vakaları gibi ilk yapılacak iş derhal ilaç tedavisini başlanabilmesi için psikiyatriste gitmektir.

Bu tanımlamalardan sonra biz başımıza gelenleri anlatalım. Artık tercihiniz her neyse, hastanenin/tedavi merkezinin kapısını çalıp psikiyatriste/psikoloğa gidiyoruz. Büyük umutlarla belki televizyonlarda gördüğümüz gibi bir özel koltuğa uzanmayı beklerken, psikiyatristin/psikoloğun karşısındaki büyük rahatsızlık veren sandalyede dar vakitte derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Aklımıza gelen her şeyi kısıtlı süre içerisinde anlatmaya çabalıyoruz. Psikiyatr/psikolog bize yarı ilgili gözlerle bakarak, derdimizi anlamaya yönelik bir iki soru soruyor ve yetkisi varsa bize bir ilaç yazarak iyi günler diyerek uğurluyor. Öyle oluyor değil mi? Evet genelde öyle oluyor. Öyle olmuyorsa zaten bu yazı size göre değil. Öyle oluyorsa derhal tedavi aldığınız kişiyi terk edin. Bir daha da o kapıdan içeri girmeyin.

Evet öyle oldu. Bu durumda size iki nedenden dolayı önemli bir tavsiyem var.

Birincisi, nasıl bir ahçının enfes yemekler hazırlayanı bir de yenmeyecek yemek çıkarını, nasıl bir komutanın savaşlar kazananı bir de peşpeşe toprak kaybedeni varsa, nasıl bir devlet başkanının devleti batıranı bir de refah düzeyini artıranı varsa, nasıl bir bahçivanın cennet bahçesi hazırlayanı bir de bahçeye hastalık getireni çiçekleri kurutanı varsa, tedavi yapan kişiler de öyle işte bir insan öldüreni bir de insanı dirilteni var.

Evet psikiyatrik/psikolojik rahatsızlıklar tabii ki fiziksel rahatsızlıklar gibi daha kolay ölümle ve dirilmeyle sonuçlanmıyor. Ama psikolojik rahatsızlıklarla ilgilenen tedavi eden kişinin de ilgi ve bilgi seviyesi, hastanın iyileşmesinde çok önemli bir rol oynuyor.

Her gittiğinizde sizi yeni baştan tanımaya çalışan bir ilgisiz bir psikiyatra/psikoloğa her seferinde nasıl bir gelişimden bahsedebilirsiniz mesala. Sizin sosyolojik şartlarınızı, aile ilişkilerinizi, hastalığı oluşturan nedenlerin en azından temel anlamda iyi analiz edilmesi gereklidir. Yazılan ilaçlarda fiziksel özelliklerinize dikkat edilmesi gereklidir mesala. Psikiyatristler tamamen fiziksel bir rahatsızlığı iyileştiriyormuş gibi ilacı daya hastayı iyileştir mantığında olmamalıdır. Eğer sizi tedavi eden bu konuda yetersiz olduğunu düşünüyorsa psikilogsa psikiyatriste, psikiyatristse psikoloğa hastayı yönlendirmelidir. Yoksa aynı şeyleri tekrar ederek zamanınızı ve paranızı boşa harcarsınız sadece. Doktorun da tek amacı paranızı almak olur. Bazı doktorlarımız maalesef bu konuda çok çok bencil olabiliyorlar. Sizin çektiğiniz sıkıntılar gerçekten hiç umurlarında olmayabiliyor.

Oysa arzu ettiğimiz psikiyatristler/psikologlar hastaya solmak üzere olan gül gibi davranmalıdırlar. Ona gönülden bir can suyu vermelidir. Nasıl ki annelerimiz her gün balkondaki saksıda solan bir çiçek gördüklerinde, her gün güzel sözlerle onu sulayıp o çiçeği tekrar hayata döndürüyorsa, tedavi eden kişiler de öyle olmalıdır. Uçurum kenarıdaki bir insana el verir gibi el vermelidir hastaya. Öyle ki hasta onun dediklerine itaat etmeye başlasın.

Hasta doktorun doğru şekilde ve samimiyetle kendisiyle ilgilendiğini düşünmelidir. Tabii bazı psikiyatrist/psikiloglarda oluşan para sevdası ve baştan savma sadece doktorlara has bir durum değil. Bu toplumun ahlak anlayışından yoksun eğitilmesinin doğal bir sonucu. Maddiyet, makam ve daha az yorulmak insanlara başta devlet ve medya eliyle insanlara en önemli kavramlar olarak öğretilirse, öğretmeni öğrenciyi savsaklar- eğitmez, kasap ete eşek eti katar, devlet memuru rüşvetsiz iş yapmaz. Bunu toplumdaki bu çağdaki genel bozulmanın doktorlarda da olabildiğini söylemek için belirttim.

Birinci hususu söyledik bu tedavi edene ilişkindi. İkinci husus ise hastanın tedaviye olan inancıdır. Eğer psikiyatrla/psikologla doğru bir iletişim kurulmazsa hasta doktorun veridiği ilaçları almamaya, başka ilaçlarla tedavi olmaya, davranış terapilerini uygulamamaya, kendi başına başka çözüm yolları üretmeye kalkacaktır. Evet hasta tedavi eden kişinin kendisiyle ilgilendiğini ve kendisini önemsediğini fark ederse, tedaviye cevabı, karşılıklı bir iletişim ve deridini anlatma- anlama, tedaviyi anlatma- anlama bağlamında çok daha başarılı bir şekilde yürüyecektir.

Hele bir de biz obsesyon hastalarının (okb, takıntı) durumu daha da vahimdir. Çünkü ciddi bir davranış terapisi ve ilaç tedavi süreci yürütmek zorundayızdır. Bunu başarabilecek psikiyatrist ve psikolog da az sayıdadır. Çünkü sizi çocuğu gibi sahiplenip doktorun neyi başarıp başaramayacağınızı bilmesi, ilaç tedavisinin dozunu ona göre ayarlaması, ilacı gerektiğinde değiştirmesi, davranış terapisindeki gelişimleri iyi gözlemleyip sosyal hayatınızı anlaması inanılmaz bir önem arz etmektedir. Bu öyle işi kuyruğundan tutmayla becerilebilecek bir şey değildir.

Bu husulara daha dikkat ederek, sizi tedavi edecek doktor tavsiyelerin dikkatle dinleyin.

Yasal Uyarı: Doktora reçete ettirmeden ve doktordan kullanım özelliklerini öğrenmeden ilaç kullanmayınız. Bitkisel ilaçları tıbbi ilaçlarla kullanmadan önce doktorunuza danışınız. Yukarıda ve bu sitede yer alan bilgiler site yöneticisinin ve ziyaretçilerin sadece şahsi tecrübeleri ve kendi fikirleridir. Bilimsel olarak ispatlanmamışlardır. Burada yer alan bilgiler hatalı, güncelliğini yitirmiş olabilir. Size uygun gelen bilgileri psikiyatristinize/ psikologunuza- doktorunuza danışmadan uygulamayınız. Okuyucularımızın bu siteden öğrendiklerinizi uygulamalarından kaynaklı ve bu sitede yer alan bilgilerden kaynaklı sorunlarda yasal sorumluluk kabul edilmez. Yazılar sadece bilgi amaçlıdır.

Comments

comments

Psikilojik Rahatsızlıklarda (Depresyon, OKB, Panik Atak ve Anksiyete vb.) Psikolog veya Psikiyatrist Seçimi” üzerine 6 yorum

  1. bu arada şunu da belirteyim.tıbın tek isabetli görüşü depresyon kişilik bozukluğuyla ilgili.yani takıntılı iseniz kesin nüks eder.

  2. Öncelikle şunu belirteyim. ben dindar bir insanım. yani sözde değil özde.ama ben şeytanın ne kadar büyük ve gözü kara bir düşman olduğunu da biliyorum.bir ara bana musallat olmuş ama yazarını hatırlayamadığım ‘vesveseler’ adlı kitapla kurtulmuştum.koca kitabın ana teması şuydu.
    balona ne kadar üflesen şişer,ne kadar boş versen söner.
    ama gel gör ki bu sefer şeytan beni gafil avladı.üstüme çok yük bindi kaldıramadım ve ezildim.
    hakkaten şeytan boş insanla uğraşmaz. beni tiyi tahlil etmiş ve zayıf noktamdan veya boş anımdan vurmuş.aslında suç benim.bi keresinde her şeyi ona(cc) havale ettim.ama sabredemedim ve her şeyi tarumar ettim.
    evet vesvese beyin kimyasıyla alakalı değil ama zamanla onu da etkiliyor.işte o zaman iş çığrından çıkıyor.çaresiz kalıyosunuz. işte o zaman sizin gibi bir dosta ihtiyaç var.

  3. Gökhan bey dinledim.Ama ben bunları zaten biliyorum.vesveseler adlı kitabın kısaltımış hali aynen.Ama iş elimden çıkmış.Bu iş beyin kimyasına dönüşmüş.Yine de teşekkür erim.Allah razı olsun

  4. Sayın yönetici yazınız çok önemli can alıcı noktalara temas ediyor.bir hastalıkta teşhis yanlışsa tedavide yanlış olacaktır ve belki de tedavi hastalığı daha da derinleştirecektir.malesef ki bizim hastalığımızı teşhis edecek aletler icat edilmedi.depresyon kuramı da bir hipotez kesin değil.adamlar her şeyi serotonine bağlıyor. halbuki yakın tarihte icat edilen ‘tianeptin’ serotonini azaltarak tedavi ediyor.ve antidepresan etkisi aynı.yani eksik değil.ayrıca agomelatonin de melatine etki ederek tedavi ediyor ve etki yine aynı.şimdi gel se işin içinden çık.o zaman hepsi plesbo etkisi mi?.ikincisi meşhur Nasrettin hoca fıkrası aslında bize çok can alıcı bir öğüdü veriyor.hani ‘bana damdan düşeni getirin’ fıkrası var ya.işte sorun tam da bu noktada.biz duygurum bozukluğuna uğradığımız için hastalığımızı tam tarif edemiyoruz.hastalığı ortaya çıkaran mr oltrasyon m.r vb aletler yok.hekimler bizim yaşadıklarımızı ömürleri boyunca yaşamamışlar.hatta bir hekimle bunları tartışırken bana dedi ki:sen git bir profesörün yanına senin durumun beni aşıyor.
    ben istinasız bütün ssri, trisiklik mao, nasa, snri, sssi,diğerleri antipiskotikleri benzodiazepinleri antikonvülsonları hatta morfin türevlerini deneyip hepsinin ne olduğunu yaşayan biri olarak konuşuyorum. hastalığım(tabi benim zannettiğim) tssb, depresyon,ileri derece okb(obsesyon var ama komplisyon hiç yok(.ne hikmetse tıp bu iki kavramı bir arada kullanır),ileri derece anksyete,disfoni,sosyal fobi ve insomnia.bana serotinin anatagonistleri veya blokerleri hiç fayda sağlamıyor.dopamin blokerleri veya anatagonistleri hastalığımı alevlendiriyor.bir şey söyleyeceğim ilginç.bana sadece GABA ve glutamerjik ajanlar etki ediyor. oda kısmen kısa süreli..örneğin bütün benzodiazepinler kodein ve türevleri,bazı antikonvülsanlar.
    ben ki ömrüm boyunca tüm kimyasallara karşı olan fitoterapide çok araştırma yapmış ve bir çok hastalığımı bitkisel ilaçlarla yenmiş biri olarak bu hallere düştüm.tedaviyi fitoterapide aradım mı? evet çoğunu denedim.ama maleseff fayda edene rastlamadım.rastlamadım diyorum çünkü Yüce Allah bu hastalığın tedevisini mutlaka ama mutlaka yaratmıştır.ama hastalığımın seyri nedeniyle fazla araştırma yapamadım ve bulamadım.
    son olarak da şunu söyliyeyim.depresyon reaktif değilse endojen ise ilaçsız da geçer.ama obsesyon bir olaya bağlıysa ve kişiliğimiz bunu kabul edemeyecek kadar onurluysa asla ama asla geçmez.ve bu durum sürekli anksyeteyi ve depresyonu besler.yani kaynak obsesyon.kaynağı kurutmak gerek sivrisineklerle boğuşmak değil. hep şunu düşünürüm.bir ilaç olsa geçmişimdeki bazı olayları hafızamdan silse ne güzel olurdu diye .ama maalesef tıp o kadar gelişmemiş.ne yapalım kardeşim.Rabbin verdiği ise amenna.ama kulun verdiği ise kabullenemiyorsun.
    bu hastalığımdan çıkardığım dersler:
    1.tıp aciz
    2.beyin çok karmaşık ve aynı zamanda mükemmel.(her bir maddenin dengesi ne kadar önemliymiş.)bknz Alahın nimetleri.
    3.insan ölmeden de ölebiliyormuş.bknz. yaşayan ölü
    Selam ve dua ile.

    1. MEMETT YOUTUBE DAN PSİKOLOG İZZET GÜLLÜNÜN VİDEOSUNU IZLEYEREK 1 GÜNDE TAKINTINDAN KURTUL KARDEŞ..TIP VE İLAÇ BUNA ÇARE DEĞİL ÇARE SENSİN SEN

Bir Cevap Yazın