Obsesif

İnternette obsesif anahtar kelimesi ile yaptığım aramalarda hep aynı metinlerin, yanına bir iki farklı ifade daha eklenerek yayımlandığını görüyorum. Dolayısıyla hastalar veya hasta yakınları genelde “obsesif” kelimesini içeren ve benzer papağan, içerik hırsızı sayfalarda sonuç bulmaya çalışıyorlar. Bunun üzerine googleda sizin yerinize ben “obsesif” kelimesi ile aramalar yaparak çıkan sonuçlardan kopyalama yapmadan notlar çıkararak, kendi acizane birikimimizi kullanarak size kapsamlı bir yazı hazırladım.

Bu yazıyı okuyan siz değerli okuyucularımız, lütfen “obsesif” kelimesi veya obsesyonlarla veya obsesif kompulsif davranış bozukluğu ile ilgili aramalarınıza bir son verin. Çünkü sizi bir sonuca götürmeyecek özellikle ansiklopedik bilgi içerikli yazılar sizin sadece sinir sisteminizi olumsuz yönde harekete geçirir ve bu siteleri incelerken kendinizi kompulsiyonlar yaparken bulmanızı sağlar. Nitekim bazı okuyucularımız şu anda böyle bir duruma zaten düşmüş bu siteyi okuyor olabilir.:) Bunun sebebini bir yazımızda açıklamıştık.

Obsesif Nedir?

“obsesif” ne demek önce ondan başlayalım. İngilizce kelime anlamı olarak obssesive’den gelir. Obsessive tam olarak saplantılı ve tutkulu demektir.

Bu yazımızda obsesif konusunu iki başlık altında inceleyeceğiz. Birinci başlık kişilik olan obsesif tanımlaması, ikinci başlığımız ise hastalık olan obsesif kompulsif davranış bozukluğu (okb) hastalığı. Genelde bu iki durum birbiriyle karıştırılır. İnternet sitelerinde de bu hata çok sık yapılmış.

Obsesif Kişilik:

Obsesiflik aslında bir kişilik özelliğidir. Bu kişilik tipinin özelliklerinin bir insanda bulunması anormallik sayılmaz. Bu kişilik yapısındaki insanlar kuralcıdırlar. Disiplini severler. Titizdirler, tertiplidirler. Olayları ve sistemleri kontrol etmek isterler. Bu kişiler işlerini ve hayatlarını sıkı sıkıya kontrol ederler. Denetleme yapmayı severler. Ayrıca mükemmeliyetçidirler. Bu yapıları sayesinde özellikle iş hayatında, yönetici konumuna kısa sürede yükselebilirler. Veya bu konumda başarılı olurlar.

Kuralcı olmaları çevreleri ile ilişkilerinde önemli birer engel sebebi haline gelebilir. Her şeyin tam olmasını isterler. Fakat bu özellikleri sosyal ilişkilerinin yara almasına, çevre desteği bulamamalarına, hayatın özünden/ esasından uzaklaştırarak prosedür/ usüllerle yaşamaları sonucunu doğurabilir. Çevrelerindekilere sürekli olarak müdahale etme çabaları ve değiştirme çabaları sıklıkla rastlanan özelliklerindendir. Bunu yapmadan duramazlar. Başkalarının da işi kendi istedikleri teknikle yapmaları konusunda mantık dışı bir inada sahip olabilirler. Çok çalışkandır. İşleri onlar için çok önemlidir. Erteleme ve kaçınma davranışlarını da sıklıkla yaparlar. Değişimi ve yeniliği sevmezler. Bu kişilik yapısında olan insanlar özelliklerini fark edebilirler, kendilerini düzeltemeye çalışabilirler. Ama asla tam olarak düzelmezler.

Arzu ettikleri beklenti düzeyine de ulaşamazlar, başladıkları işi de ayrıntıları ile uğraşmaktan bir türlü bitiremezler. Bu kişilik yapısındaki insanlar, çok çalışkan ve düzenli olduğu gibi hayatının bazı alanlarında da ise tam aksine çok dağınık ve üşengeç olabilir.

İşi inat seviyesinde ve amacının dışına taşacak kadar usullere takılarak yapması ise bir obsesifin başına sık gelen olaylardandır. Karar noktasında obsesiflerin çok kararsız olduklarına sıklıkla rastlanır. Vicdanlıdırlar ve toplum kuralları konusunda aşırı yargıcıdırlar. Kurdukları hayatın dışında bir hayat sıklıklar obsesiflere yeterince tehlikeli gelebilir. Üstün moral değerlere sahip olmakla birlikte sevgilerini göstermek gibi bir sorunları vardır.

Obsesifler cömert değillerdir. Eskimiş eşyalarına değer verir onları atmama konusunda inat içindedirler.

Bu kişilik yapısındaki aileler çocukları konularında çok katı kurallar uygularlar. Onların da kendileri gibi dış dünya ile irtibatlı olmalarını istemezler.

Freud ve Frenzi infantine omnipotance denilen her şeye gücü yeterlik inancı taşıdıklarını düşünürler. Bunun da sebebinin çocukluk döneminde çocuğun dünyanın merkezine kendini koyması ve isteklerinin karşılanmasına hakkı olduğunu sanması olduğunu değerlendirmektedirler. Çocuklarla bencil ebebeyinlerin rollerinin değişmesi yani çocuğun ihtiyaçlarını gidermeyen ve kendisine kapris yapan ebebeyn sebebiyle kendisini yönetecek baskılar arar.

obsesif obsesif

Obsesif Kompulsif Davranış Bozukluğu (Obsesif Hastalığı):

Obsesif Kompulsif Davranış Bozukluğu, resimden anlaşılacağı üzere, bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir. Obsesifliğin daha ileri seviyelerinin klinik olarak değerlendirilebilecek bir hsatalığı olduğu kabul edilir. Obsesif kişilerin takıntıları hastalık derecesinde ise ve kişiyi rahatsız ediyorsa, bu kişiler bilimsel adı Obsesive Compulsive Disorder (OCD) hastasıdır. Türkçe kısaltılması ise OKB. Yani daha da uzun ve Türkçe açılımıyla takıntılı zorlantılı davranış bozukluğu hastalığı.

Obsesif Kompulsif Davranış Bozuklukları genelde erken ergenlik yani adolansans denilen çağda ortaya çıkar. (Azericesi geyindi xəstəliyi, ilişmə pozuqluğu, Obsesif kompulsif pozuqluq, Azerbeycandan sitemizi ziyaret edenler için)

Beyinde sinir sistemi iletiminde rol alan serotonin diye adlandırılan bir biokimyasalın salınımının yetersizliği/ dengesizliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Wikipedia Anksiyete- Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Tanımı

Hastalık psikilojik rahatsızlıklar içerisinde yer alan nevrotik kişilik bozuklukları grubunda yer alır. Bir de psikotik kişilik bozuklukları vardır ki o gruptaki hastalıklar gerçekle, hayali birbirinden ayıramaz. Ama okbli hastalar gerçekle yanlış olanın son derecede farkındadır. Bu nokta kişilikten şöyle ayrılabilir. Eğer kişi sadece obsesif kişilikte ise yukarıda saydığımız özellikleri sergiler ama bunlar kişinin genelde istemi ile olur. Eğer kişinin iradesi ortadan kalkmış ve artık davranışları kişinin çevresi gibi kendisini de rahatsız etmeye başlıyorsa o zaman obsesif kişilik kontrolden çıkmış ve bir hastalık halini almıştır. Ve kişinin elinden bir şey gelmiyorsa artık durum hastalık halini almıştır.

Söz konusu safhada bütün hastalık vakalarında benzer sonuçlar ortaya çıkar. Şöyle ki artık obsesif kişi, hijyen- temizlik takıntıları, sürekli ocağı açık unuttuğu endişesi yaşamaya, kapıları kilitleyip kilitlemediğini sık sık sorgulamaya, defalarca temizlediği bir yeri ufak bahanelerle tekrar temizlemeye, dini olarak kendini kötü hissettiren duygular- küfürlü, Allaha ilişkin sorgulamalar yapmaya, cinsel içerikli kabul edemeyeceği düşünceleri sık sık hatırlamaya, kendisinin de sapkın bulacağı düşüncelerden kurtulmaya çabalamaya, sevdiklerine bir zarar vereceği hissini yaşamaya, kendinden emin olamamaya, aynı anlamsız hareketleri (kompulsiyonları, zorlantıları ) tekrar tekrar yapmaya başlar. Düşüncelerin temelini genelde; temizlik, güven, cinsellik ve Allah ile (dini) ilgili şeyler oluşturur.

Hastalığın temelindeki duygu bütün herşeyi kontrol edebileceğini zannederek kontrol etme çabasına girmek ve bu suretle gelecekte olabilecek olumsuz/ belirsiz olayları engellemektir. Kişi her şeyi kontrol ederek kendisini güvende hisseder, başına gelecek olumsuz olayları engelleyeceğini zanneder. Kontrol altında tutma çabası da hastalağın ortaya çıktığı noktayı oluşturur. Hasta hastalık başladığı andan itibaren artık hep sürekli tekrar eden mantıksız düşünce ve davranışlarda bulunmaya başlar. Kişinin hastalığının sorumluluğunu başkalarına yükleme eğilimi içinde olması, tedaviyi güçleştirmektedir.

Obsesif hastalar, yaptıkları şeyin mantıksız olduğunu bile bile yaparlar.

Dini boyutta olan obsesyonlara ise vesvese denir. Vesvesede kişinin ayıp saydığı, günah saydığı konularda obsesifde istenmeyen düşüncelerin oluşması ve obsesifin sürekli olarak bunu kontrol altında tutma mücüdelesi vardır.

Obsesif Kompulsif Davranış Bozukluğunun (Obsesif Hastalığının) Tedavisi:

Bazı Obsesif Kompulsif Davranış Bozukluğu hastalarında tedavi yıllarca sürerken, bazı obsesif hastalarında tedavi bir kaç ay içinde sonlandırılabilmektedir. Genelde tedavi girişimlerinin başarısız olduğu obsesifleri tedavi etmek pek mümkün olmamaktadır. İyileşme sağlanabilir fakat kişilik yapısıyla karışmış bir hal alan hastalığın tam tedavi edilmesi çok zaman mümkün olamamaktadır. Tedavinin hem psikolog (davranışsal tedavi) hem de psikiyatrist tarafından beraber yürültülmesi gerebilir. Çünkü ilaç tedavisi çok zaman yetersiz kalmakta kişinin davranışlarının/ düşünce şeklinin değişmesi gerekmektedir. Bu yüzden psiko terapinin aynı anda yapılması oldukça faydalıdır.

Yasal Uyarı: Doktora reçete ettirmeden ve doktordan kullanım özelliklerini öğrenmeden ilaç kullanmayınız. Bitkisel ilaçları tıbbi ilaçlarla kullanmadan önce doktorunuza danışınız. Yukarıda ve bu sitede yer alan bilgiler site yöneticisinin ve ziyaretçilerin sadece şahsi tecrübeleri ve kendi fikirleridir. Bilimsel olarak ispatlanmamışlardır. Burada yer alan bilgiler hatalı, güncelliğini yitirmiş olabilir. Size uygun gelen bilgileri psikiyatristinize/ psikologunuza- doktorunuza danışmadan uygulamayınız. Okuyucularımızın bu siteden öğrendiklerinizi uygulamalarından kaynaklı ve bu sitede yer alan bilgilerden kaynaklı sorunlarda yasal sorumluluk kabul edilmez. Yazılar sadece bilgi amaçlıdır.

Comments

comments

Obsesif” üzerine 2 yorum

  1. MERHABA,

    ENSONHABER.COM’DAN BİR ALINTIDIR.

    Aşırı sorumluluk duygusu obsesif yapabilir

    Aşırı sorumluluk duygusuyla hareket eden, gününü korkuyla geçiren binlerce kişinin varlığından haberdar mısınız?

    Aşırı sorumluluk duygusu takıntı hastalığının en kötü türlerinden biri olarak kabul edilirken, bu kişiler zaman zaman kendine de zarar verme davranışında bulunabiliyor.

    Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi psikiyatri uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan, obsesyon hastalığının temelinde yatan aşırı sorumluluk duygusu yüzünden sevdiklerine veya çevrelerindeki herhangi bir insana zarar verebileceğini düşünen kişilerin sayısının hiç de azımsanmayacak oranda olduğunu belirtti. Kimilerinin iradelerini kaybedip çevrelerindeki kişilere veya kendilerine zarar vermekten korktuklarını vurgulayan Tan, bu kişilerin; ‘Bıçağı kapıp kocama saplar mıyım? Çocuğumu tutup camdan aşağı fırlatır mıyım? Şu önümde otobüs bekleyen kişiyi caddeye iter miyim? Direksiyonu kırıp arabayı kalabalığın üstüne sürer miyim? Kendimi camdan atar mıyım? Şu bir kutu ilacı bir çırpıda yutar mıyım?’ gibi sorulara muhatap olduklarını, ruh dünyalarının bu sorularla allak bullak olduğunu kaydetti.

    BEBEĞİNİ KUCAĞINA ALAMAYAN ANNELER VAR
    Saldırganlık takıntılarının, takıntı hastalığının en kötü türlerinden biri olduğunun altını çizen Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan, bu insanların kendilerini bir cani, alçak bir katil, bir sapık gibi algıladıklarını söylüyor. Tan bir örnekle tabloyu ortaya koyuyor; “Bir anne bebeğini düşürme korkusuna kapılıyor, onu kucağına alamamaya başlıyor, emzirirken ‘Fazla sıkıp kemiklerini kırarım’ endişesiyle öz yavrusunu bağrına basamaz oluyor.”

    Mimarlar mantolama gerektirmeyen duvarı tercih ediyor.
    KENDİLERİNİ ODAYA KİLİTLERLER
    Yakınlarını bıçaklama korkusuyla her türlü sivri cisimden uzak duranlar, mutfağa kimseyi sokmayanlar, ailesinden ayrı yemek yiyenler, çocuğunu beş kat aşağıdaki zemine çakma endişesiyle, yılın en güzel gününde bile camı kapıyı sımsıkı kilitleyip oturanlar olduğunun da altını çiziyor Dr. Tan ve ekliyor: “Freud, bir hastasının sevdiklerine zarar verme korkusundan dolayı kendisini bir odaya kilitlediğini, kimseyle görüşmediğini anlatır.”

    OBSESİF İNSAN ZARAR VERMEZ
    “Zaten bu hastalığın altında yatan temel kişilik örüntüsü aşırı sorumluluk duygusudur” diyen Tan, bu hastaların zararsız olduklarını da vurguladı ve şöyle dedi “Ahlaki değerlere, kanunlara en bağlı insanlar obsesiflerdir. Hatta ‘anti- sosyal’ kimselerin (eski tabirle psikopatların; yani sorumluluk duygusu gelişmemiş, başkalarına zarar vermekten acı duymayan, pişman olmayan, cinayet bile işlese vicdanı derinden sızlamayan şahısların) beyinlerinde, takıntı hastalarının beyinlerindekinin tam tersi bulgulara rastlandı. Kendine zarar vermek de takıntıya dönüşebilir.”

    EN MEŞHURU WİNSTON CHURCHILL
    Kendisine zarar vermekten endişe duyan takıntılıların çektiği acının başkalarına zarar vermekten korkanların duyduğu acı kadar büyük olmadığını ifade eden Tan, kendine zarar verme takıntılarına sahip en meşhur kişinin Winston Churchill olduğunu kaydetti. Tan, Churchill’in hikayesini de aktardı: “Zaman zaman şiddetli bir intihar etme isteği duyuyordu. Ancak bilindiği kadarıyla takıntıları hayatında şiddetli bir tahribat yaratmamıştı. Ancak sık sık yersiz endişelere kapılıyor, ciddi sıkıntı çekiyordu. Tren beklerken demiryoluna yakın duramıyordu. Doktoruna ‘Bir saniye kendimi kaybedip raylara atlarsam her şey sona erer’ demişti. İstasyonlarda bir sütunun arkasında durmayı (yani trenle arasında bir sütun bulunmasını) tercih ediyordu. Kendini suya atma korkusu yüzünden, gemiyle seyahat etmeyi hiç sevmiyordu. Hatta balkona açılan odalardan da hiç mi hiç hoşlanmıyordu İngiliz başbakanı.”

    SAYGILAR

    1. Zarar verme takıntısına güzel örnekler. Yorum için teşekkürler..

Bir Cevap Yazın